Van Minüt
Saturday, January 31st, 2009Başbakan’ın bu olaydaki hareketleri kendi içinde ve kendi tavırları ekseninde tutarlıdır. Ülkesinde devamlı konuşan, lafının üstüne laf edilmeyen bir başbakanın Davos Zirvesi denen haydidostlarşöminebaşındatoplanalım havasındaki bir ortamda Peres tarafından bilgisizlik ile suçlanması, yeteri kadar söz hakkı verilmemesi ve en can alıcı nokta “İstanbul’a günde 100 roket atılsaydı, siz ne yapardınız?” sorusunun sıkıştırıcılığı Tayyip Erdoğan’ı bildiği oyunu oynaya itmiştir. Zira bu oyunu çok iyi bilmenin rahatlığı ile o noktadan sonra rahatça eyleme geçmiştir, fakat o tepe noktasından önce barış talebinden çok savaş çığırtkanlığı yapan bir kitlenin temsilcisi olarak gerçek bir hak savunucusu olamamıştır. Saygılı racon kesicilik halinin içinde bile bir saygısızlık vardı. O nedenle, Peres’e “Bugün sarfettiğiniz savaşçı cümleler Nobel Barış Ödülünüzü bile utandırıyor” demek varken, “sen” hitabına başvurdu. Ben buradan hareketle ülkemin başbakanını “dünyanın yeni lideri” ilan edemiyorum. Obama’da yaratılan sinerji AKP teşkilatını etkilemiş olacak ki bu yollu vurgular yapılıyor. Tüm bunların oluş hızında kaybolan küresel ölçekten yerel ölçeğe geçen söylem çevikliği ise kendi toplumumuzu “konuşamıyoruz o halde kavga edelim” noktasına getirecektir.
Şimdi benim aklımda tuttuklarıma geleyim, efendim, bu ülkenin vatandaşları 1-2 yıl önce İsrail esir askerleri için Lübnan’a girdiğinde, “Bak İsrail tak tak vuruyor, biz de öyle yapalım” demedi mi? Bu ülkenin başbakanı 5-6 yıl önce bir Yahudi kuruluşundan “Cesaret Ödülü” almadı mı? Bu ülkede erk sahipleri bazı olaylarda “Çocuk da kadın da farketmez, gereği neyse yapılacaktır” demedi mi? Bu ülkenin ulusalcı kesimleri 22 Temmuz seçimleri öncesinde Erbakan’ı AKP oylarını tırpanlasın diye kendi televizyonlarına çıkarmadı mı? Bu ülkede başbakan DTPlilerin elini terörist örgüt bağlantısını öne sürerek sıkmaktan imtina etmedi mi? Şimdi nasıl bu kadar hızlı bir şekilde barışa doğru katkılar yapmak yerine birbirleri ile çelişen bu durumları kabul edebiliyoruz?
Yaser Arafat BM Genel Kurulu’nda bütün dünyaya karşı haklı bir şekilde feveran edebilecekken çok net şunları demiştir, “Bugün bir elimde zeytin dalı, bir elimde de özgürlük savaşçısının silahı var. Zeytin dalının düşmesine izin vermeyin…“
Bu çağın barışını bizler, özgür düşüncelerimiz ile kuracağız. Çağlar öncesinin dinsel ve ırsi bağlılıkları ile değil, Yahudi kralları, Osmanlı sultanları ve Arap emirlerinin hırsı ile değil, içimizdeki en net insan görüntüsü ile, işimizi ne Tevrat’a ne Kuran’a ne de Davos’a bırakmadan, barış içimizden geldiği için konuşmaya başlayacağız. Şatafatın, yükselen tekçi dalganın ve dine bulanmanın insanlara göstermediği uzakların adına barış diyoruz biz, sesimizi yükseltmeden.











