Yine belge toplama mevsimi arz-ı endam eyledi de sabah erken kalkmayı başarabildim. Bazı sabahlar ise bu niyetimi gerçekleştirdikten sonra tekrar uyuyorum mesela. Şu aralar tek başarabildiğim bu gibi geliyor, oysa bu hafta bir çok şey çizilecek benim için. Hiç bir şey olmayacakmış gibi program yapıyorum yine de. Çok serinkanlıyımdır, bazen…

Sabah diyebileceğimiz bir saatte uyanmış olsam dahi, interaktif sabah programları beni hep öğlene doğru dışarıya çıkartıyor. Genellikle Yazı İşleri’ni takip ediyorum, o sırada canlı bağlantı ile bir siyasinin konuşmasına bağlanırlarsa, interaktiflik başlıyor benim için. Her paragraflarına birer yorum, yanlışlarına işaret ve el kol hareketlerine dikkat… İnteraktivite budur benim için. Bugün böyle olmadı, zira bu sabah Yaşar Alptekin vardı Seda Sayan’da. “Namaz steps together” baskılı tişörtü, uzun yeşil tesbihi ve annesi ile ekranlardaydı. Neyin propagandası yapılıyor, cidden anlamadım. Ya ben salağım ya da bu insanlar benden çok ileride yaşıyorlar. İlle de propaganda mı olması lazım diyenler de vardır elbet, o zaman steps together….
Belge mevsiminin olmazsa olmazıdır Adli Sicil Kaydı. Neden büyük harflerle yazdığıma gelince, efendim kendileri 5 YTL’ye mal olmaktadır. Evet mal olmaktadır diyorum çünkü kırtasiye giderleri harici kişinin kendi verisine erişimine para kesiliyor. Ulusal Yargı Ağı Projesi’nde bu amaçlanıyorsa, onlara ontoloji dersi verebilirim. Şu yeni kimlik kartlarını sabırsızlıkla bekliyorum, belki orada bir bütünsellik sağlanabilir. Aksi halde ben google vatandaşlığım kadar bir TC vatandaşlığı istemem yüzünden bu işe el atabilirim. O zaman open source matters…
Kendi kaydıma para basarak haiz olduktan sonra Karşıyaka Çarşı’ya geçiyorum. Parke taşlar değişmiş yine. Tarihi bina yok denecek kadar az, ana caddede sadece Karşıyaka Karakolu tarihi bir binada hizmet veriyor. Gerisi işmerkezi ve apartman yığını… Bunları düşünürken ortalarına geliyorum Çarşı’nın, bir anda bir alkış kıyamet, tek Fransız da benim… Bu caddeden geçen 3424139123913218383000ıncı kişi oldum zannedip kameraları arıyorum. Derken eski belediye binası yerine yapılan Mango açılışını farkediyorum. İçeride görevliler, yavaşça açılan panjurlar ve içeriye dalan bayanlar… Birazcık seyrediyorum, Alsancak’takinden farksız, dışarıda bekleyen erkekler…
Biraz daha ilerlediğimde ADD masasını görüyorum, üstünde hediyelikler. Atatürk baskılı bir bardağım olsun ister miydim ki diye düşünüyorum, ya da Türk bayraklı bardağım…? Küçükolsunbenimolsunculuk böyledir. Bir yanda işini yürüten Nurcu vakıflar, dernekler ve yurtlar, hatta kanallar, diğer yanda ÇYDD’ye çamur atan ADDli Kemalistler, bunlara küsüp giden eski solcular ve dahası koca bir hiç… İki adım atmamla yine siyasi bir masa ile karşılaşıyorum, “Özür dilediler, Ermeni Cumhurbaşkanı Gül de destekledi” diye çığırıyor bir genç adam. Bazı dimağlar ne kadar katı ne kadar insaniyetsiz diyorum sadece. Orhan Veli’nin şiirleri geliyor aklıma sonra, sırasıyla “Neler yapmadık ki bu vatan için, Aşk Resmi Geçidi ve Gemlik’e doğru denizi göreceksin…“….
İskeleye doğru denizi görüyorum, şaşırmıyorum, seviniyorum.