Çizgilere basmadan yürümeye çalışanlardan?

Şaşırtmaya da mecalim yok kimseleri. Kurmayı sevmem, yapmayı severim. Ve dahi kimse beni takdir etsin, bana dönsün, beni sevsin gibi dertlerim yok. Bir tek, o Fransız kızı ağlıyor webcamde ona içim acıyor. Neden gelmedin diyor Eylül’de Paris’e? Ne olacak sonumuz böyle sorusunu hiç bir birlikteliğim için kuramadım. Ne kolay kuruyor insanlar, ne meraklılar bu haytalıklarıma… Şaşırtmak için konuşmadıkça, susanlara mı benzedim yoksa; benim de sorunum o olsun mesela. Gönül işleri sorunu kontenjanından… Halbuse varıp, uzakları ev belleyip gideceğim haberiniz olsun.

O tatlı, yamru yumru gidiş haline bıraktım hayatı. Vizelerin vasatlığı anaokulundaki tavşan makas maceralarımı hatırlatıyor. Anaokul öğretmenim el işlerimi beğenmiyormuş, eh be dedim bendeki hayalgücü yeter, işim sevimsiz tavşan makası mı? Ki anaokulunu bırakmaya teşebbüs etmiştim sırf bu yüzden, müdür engelledi beni. İkinci firar teşebbüsüm annemin okuluna yazılma mücadelemdi aslında. O güzel solcu hoca’nımlarla sürgün edildikleri imamhatip lisesinde öğretmenler odasında viski yuvarlayacaktık belki, evrim teorisini anlatacaktık belki… Beni anlamadılar, cebe 1 lira, yok olmazsa bir kaç tokat ve yine o garip ilkokul. Ne garip beynime dolanması bu aralar, yıktılar o okulu, devasa bir kompleks yaptılar. 30ların el emeği, kontrolsüz nüfusa kurban oldu. Okuduğumuz ilkokulu yıktılar, bir ihtimal doğduğum evi de yıkacaklar bir on yıl sonra hiç bana sormadan hem de. Yeşil sahalarda yaşıtımız topçulara da genç topçu demiyorlar artık. Kocadık.

Hayatı gidişine bıraktım demişken, yollarını yapmayı da unutmadım tabi. Yeni yılın ilk gününde nerede olacağım belli olacak. Belirsizliği sevmem. Düşünmemeyi de sevmem. Bu yetim başıma çizeceğim yolumu, hep öyle olmadı mı zaten?

Ne çok para TOEFL, ne çok para Almanca öğrenmek, ne çok para 70lik rakı diye düşünürken bir kitaba rastladım, aldım. Vera yazmış, “Bahtiyar Ol Nazım“… Kitap da çok para. Ama bir yerinde geçiyor, Nazım Vera’ya şöyle yazmış “Döndüğümde mutlaka gramer kurallarıyla yazacağım şekilde Rusça öğreneceğim. Seni böylesine sevmek ve adam gibi yazamamak çıldırtıyor insanı!“. Yürek kepazeliği bizlere bedava, ne kelimelere döndü bu dilim, değmezmiş şimdi anladım.

Music : Surabaya Johnny – Dagmar Krause (Tom Waits / Lost in the Stars)

Comments are closed.