Başbakan, Öğretmen ve Şube Müdürü

Daha önce Youtube’un ne sebeple yasaklandığı unutulacak, sebep yerine yasaklanabilir olduğu algısı yerleşecek demiştim. Bu ahval ve şeraitte Başbakan, Youtube’a girdiğini ilan edip, “Siz de girin…” diye buyurunca konu tekrar gündeme geldi. İnsanlar bu yasağı doğru bulup bu yasağa uyanlar, bu yasağı saçma bulup bu yasağa uyanlar ve bu yasağı saçma bulup bu yasağa uymayanlar olarak bölünmüşlerdi. Çok kereler çeşitli ortamlarda bu grupların düşünceleri dile getirildi. İnsanlar bu düşünceler üzerinden birbirlerine satılık, hain, liboş, faşist ve sansürcü dediler. Yani şurada iki gramlık bir interaktif multimedya zevkimiz vardı, onun da içine ettiler diyebiliriz.

Yürütmenin başı ve yasamanın bir vekili olarak Başbakan’ın tavrı, bu yasağı doğru bulup bu yasağa uymayanlar başlıklı yeni bir grubun varlığına işaret etti. Kararı mahkemeler verse dahi mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partinin genel başkanı eğer bu yasağın olumsuz etkilerini görüyorsa yasama yoluyla bu duruma müdahele edebilirdi. Bunun yerine bizimle dalga geçermiş gibi “Ben giriyorum. Siz de girin…” demesi bize özgü saçmalıklardandır. Demek ki ya Youtube ile diğer video paylaşım siteleri arasındaki farkı bilmiyor ya da yasaklar sadece biz koyunlar için… Gerçi ben nicedir o koyunbaşlılığı, o diğeryanakuzatmacılığı, o sistemadamcılığını ve o büyüklerinlafıüzerinelafedememciliği bıraktım. Youtube’a bir şekilde giriyorum, hakkım olduğu için giriyorum. Biz de hakkımız olduğu için bunu talep etmeliydik. Sulh ceza mahkemelerinin verkaçlarına “N’oluyor?!” demeliydik. Diyemedik, Başbakan da diyememiş midir dememiş midir orasını mükemmel muhalefetin mükemmel soru önergesinden anlıyoruz : “Çocuklara ve gençlere kötü örnek olmuyor musunuz?

Şimdi o kadar kelam edilir ama hiçbirinin hükmü olmaz. Neden mi? Çünkü Öğretmenler Günü’nde emekli bir öğretmen de konuşturulmamış. Bir dizecik Nazım eklemeli olduğu için konuşması, biraz yüreklice olduğu için metni… O şube müdürüne de selam edelim buradan.

Evet, servet ya da şöhret istemiyoruz elbet, ama güzel okul binaları istiyoruz. Spor salonları, müzik odaları olan. Tiyatro salonları, kantini olan. Yöneticileri, öğretmenleri ve diğer çalışanlarının bilgili, birikimli, fedakar olduğu okullar istiyoruz.

Okullar istiyoruz, yemekhaneleri olan, yemek bedelinin devlet tarafından ödendiği. Tam gün eğitim veren okullar. Öğrencilerin servis hizmetlerinin parasız olduğu okullar.

Servet istemiyoruz evet ama yayınları takip edecek, teknolojiden faydalanacak, insanca yaşayabilecek bir maaş istiyoruz.

Ve daha başka istekler… Tüm bunlar, şimdi bize gerçekleşmesi mümkün olmayan istekler gibi geliyor… Evet bana da öyle geliyor ilk başta. Ama sonra Başöğretmen Atatürk geliyor aklıma. O, hedeflerini belirlerken içinde bulunduğu durumun imkan ve koşullarını düşünmedi ve bize de bunu öğütledi. İstersek yapabiliriz ve ben yapabileceğimize inanıyorum.

Tüm bunları hatta daha fazlasını yapabiliriz, yapmalıyız, yapacağız. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin öğretmenleriyiz. Biz ve yetiştirdiğimiz genç ve aydınlık beyinler elele her güçlüğü yeneceğiz.

Şairin dediği gibi güneşli günler göreceğiz.

Emekli Öğretmen Gül Korkmaz


Comments are closed.