Archive for November, 2008

Çizgilere basmadan yürümeye çalışanlardan?

Saturday, November 29th, 2008

Şaşırtmaya da mecalim yok kimseleri. Kurmayı sevmem, yapmayı severim. Ve dahi kimse beni takdir etsin, bana dönsün, beni sevsin gibi dertlerim yok. Bir tek, o Fransız kızı ağlıyor webcamde ona içim acıyor. Neden gelmedin diyor Eylül’de Paris’e? Ne olacak sonumuz böyle sorusunu hiç bir birlikteliğim için kuramadım. Ne kolay kuruyor insanlar, ne meraklılar bu haytalıklarıma… Şaşırtmak için konuşmadıkça, susanlara mı benzedim yoksa; benim de sorunum o olsun mesela. Gönül işleri sorunu kontenjanından… Halbuse varıp, uzakları ev belleyip gideceğim haberiniz olsun.

O tatlı, yamru yumru gidiş haline bıraktım hayatı. Vizelerin vasatlığı anaokulundaki tavşan makas maceralarımı hatırlatıyor. Anaokul öğretmenim el işlerimi beğenmiyormuş, eh be dedim bendeki hayalgücü yeter, işim sevimsiz tavşan makası mı? Ki anaokulunu bırakmaya teşebbüs etmiştim sırf bu yüzden, müdür engelledi beni. İkinci firar teşebbüsüm annemin okuluna yazılma mücadelemdi aslında. O güzel solcu hoca’nımlarla sürgün edildikleri imamhatip lisesinde öğretmenler odasında viski yuvarlayacaktık belki, evrim teorisini anlatacaktık belki… Beni anlamadılar, cebe 1 lira, yok olmazsa bir kaç tokat ve yine o garip ilkokul. Ne garip beynime dolanması bu aralar, yıktılar o okulu, devasa bir kompleks yaptılar. 30ların el emeği, kontrolsüz nüfusa kurban oldu. Okuduğumuz ilkokulu yıktılar, bir ihtimal doğduğum evi de yıkacaklar bir on yıl sonra hiç bana sormadan hem de. Yeşil sahalarda yaşıtımız topçulara da genç topçu demiyorlar artık. Kocadık.

Hayatı gidişine bıraktım demişken, yollarını yapmayı da unutmadım tabi. Yeni yılın ilk gününde nerede olacağım belli olacak. Belirsizliği sevmem. Düşünmemeyi de sevmem. Bu yetim başıma çizeceğim yolumu, hep öyle olmadı mı zaten?

Ne çok para TOEFL, ne çok para Almanca öğrenmek, ne çok para 70lik rakı diye düşünürken bir kitaba rastladım, aldım. Vera yazmış, “Bahtiyar Ol Nazım“… Kitap da çok para. Ama bir yerinde geçiyor, Nazım Vera’ya şöyle yazmış “Döndüğümde mutlaka gramer kurallarıyla yazacağım şekilde Rusça öğreneceğim. Seni böylesine sevmek ve adam gibi yazamamak çıldırtıyor insanı!“. Yürek kepazeliği bizlere bedava, ne kelimelere döndü bu dilim, değmezmiş şimdi anladım.

Music : Surabaya Johnny – Dagmar Krause (Tom Waits / Lost in the Stars)
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Anlatıcı

Friday, November 28th, 2008


“Man fears death, but all of a sudden we are gone,” he says. “That is the story I have to write.”

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Canım Çekmiyor Artık O Eski Suçları

Friday, November 28th, 2008
Canım böylesine bir mavilik, öylesine bir polyester tekne çekiyor.

Canım mavi gecelerde şarap içmek istiyor.

Canım böyle bir Kasım çekiyor, güneşle temizlenmiş bir mavi…
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Başbakan, Öğretmen ve Şube Müdürü

Monday, November 24th, 2008

Daha önce Youtube’un ne sebeple yasaklandığı unutulacak, sebep yerine yasaklanabilir olduğu algısı yerleşecek demiştim. Bu ahval ve şeraitte Başbakan, Youtube’a girdiğini ilan edip, “Siz de girin…” diye buyurunca konu tekrar gündeme geldi. İnsanlar bu yasağı doğru bulup bu yasağa uyanlar, bu yasağı saçma bulup bu yasağa uyanlar ve bu yasağı saçma bulup bu yasağa uymayanlar olarak bölünmüşlerdi. Çok kereler çeşitli ortamlarda bu grupların düşünceleri dile getirildi. İnsanlar bu düşünceler üzerinden birbirlerine satılık, hain, liboş, faşist ve sansürcü dediler. Yani şurada iki gramlık bir interaktif multimedya zevkimiz vardı, onun da içine ettiler diyebiliriz.

Yürütmenin başı ve yasamanın bir vekili olarak Başbakan’ın tavrı, bu yasağı doğru bulup bu yasağa uymayanlar başlıklı yeni bir grubun varlığına işaret etti. Kararı mahkemeler verse dahi mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partinin genel başkanı eğer bu yasağın olumsuz etkilerini görüyorsa yasama yoluyla bu duruma müdahele edebilirdi. Bunun yerine bizimle dalga geçermiş gibi “Ben giriyorum. Siz de girin…” demesi bize özgü saçmalıklardandır. Demek ki ya Youtube ile diğer video paylaşım siteleri arasındaki farkı bilmiyor ya da yasaklar sadece biz koyunlar için… Gerçi ben nicedir o koyunbaşlılığı, o diğeryanakuzatmacılığı, o sistemadamcılığını ve o büyüklerinlafıüzerinelafedememciliği bıraktım. Youtube’a bir şekilde giriyorum, hakkım olduğu için giriyorum. Biz de hakkımız olduğu için bunu talep etmeliydik. Sulh ceza mahkemelerinin verkaçlarına “N’oluyor?!” demeliydik. Diyemedik, Başbakan da diyememiş midir dememiş midir orasını mükemmel muhalefetin mükemmel soru önergesinden anlıyoruz : “Çocuklara ve gençlere kötü örnek olmuyor musunuz?

Şimdi o kadar kelam edilir ama hiçbirinin hükmü olmaz. Neden mi? Çünkü Öğretmenler Günü’nde emekli bir öğretmen de konuşturulmamış. Bir dizecik Nazım eklemeli olduğu için konuşması, biraz yüreklice olduğu için metni… O şube müdürüne de selam edelim buradan.

Evet, servet ya da şöhret istemiyoruz elbet, ama güzel okul binaları istiyoruz. Spor salonları, müzik odaları olan. Tiyatro salonları, kantini olan. Yöneticileri, öğretmenleri ve diğer çalışanlarının bilgili, birikimli, fedakar olduğu okullar istiyoruz.

Okullar istiyoruz, yemekhaneleri olan, yemek bedelinin devlet tarafından ödendiği. Tam gün eğitim veren okullar. Öğrencilerin servis hizmetlerinin parasız olduğu okullar.

Servet istemiyoruz evet ama yayınları takip edecek, teknolojiden faydalanacak, insanca yaşayabilecek bir maaş istiyoruz.

Ve daha başka istekler… Tüm bunlar, şimdi bize gerçekleşmesi mümkün olmayan istekler gibi geliyor… Evet bana da öyle geliyor ilk başta. Ama sonra Başöğretmen Atatürk geliyor aklıma. O, hedeflerini belirlerken içinde bulunduğu durumun imkan ve koşullarını düşünmedi ve bize de bunu öğütledi. İstersek yapabiliriz ve ben yapabileceğimize inanıyorum.

Tüm bunları hatta daha fazlasını yapabiliriz, yapmalıyız, yapacağız. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin öğretmenleriyiz. Biz ve yetiştirdiğimiz genç ve aydınlık beyinler elele her güçlüğü yeneceğiz.

Şairin dediği gibi güneşli günler göreceğiz.

Emekli Öğretmen Gül Korkmaz

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Vizeler

Sunday, November 23rd, 2008

Beş ay öncesinin olayı… Yanlış doldurulmuş oturma izni ve vize formları… Arkaları temiz… Şimdinin vize çalışma kağıtları… Pazarlama, yazılım mühendisliği, network, istemci-sunucu sistemleri, bilgisayar mimarisi olarak haftayı beşleriz…
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Gallas nedir?

Saturday, November 22nd, 2008

Gallas neydi bir zamanlar, şimdi ne oldu? Çok yönlü bir savunma oyuncusundan hızlıca çok sorunlu bir Fransız şımarığına döndü. Gençleri kendine rakip olarak gören, onlara saldıran bir kaptan… Hakan Şükür’ün Sabri’yi şamarlaması gibi olgulara alışkın otoriter memlekette bunlar çok da acaip karşılanmaz tabi ki. Bana göre aşırı değerlendirilmiş bir oyuncudur yani overrated’dır. Aldığı paralar ile, takıldığı ortamlar ile elbette sorunum yok, sadece bu kadar üst seviyede takımlarda yer bularak yılda en az bir 5 maçını izlememize neden olmuştur. Cassano’nun bir boy küçüğüdür işe yaramazlıkta. Düşene giydirmek kolay diyebilirsiniz ama bu adamı kaptan da ben yapmadım ya… Wenger eleğinin deliklerini küçülte küçülte takımı ve takımdaki kaptanlığı bu noktaya getirdi.

Şimdi takım Manchester’a maça giderken evde oturmak kararı ya da yaptırımı bu sorunu elbette çözmeyecek. Yeni kaptan ‘Cesc de olsa Almunia da olsa, Arsenal o kolej takımı havasından uzak artık. Beşiktaş’ta yaşanan yaşlı ve toplama yığılması dönemi Arsenal’de tersten yaşanıyor ve aynı kargaşa ortamına taşıyor Londralıları. Beşiktaş bu süreçten Tigana sayesinde çıkmıştı, ona da vefa gösterilmedi. Arsenal’in toparlanması uzun sürerse 2-3 yıl kadar UEFA kupasına talim ederler, sonrası yine açık deniz…

Ama ya bu Gallas’ı ne yapalım? Gitsin Amerika’da top oynasın mesela.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Hata Benim

Saturday, November 22nd, 2008
Şarabına ortak bir mutluluğun vardı.

Özetliyor yağmur seni. Çekingenliğini ve kendini adayışını iki cümle gibi iki damlada seriyor önüme…

Layık olmak ya da olmamak, seninle olmak ya da olmamak önemsizmiş gibi yuğdun beni. Çaresizliğime ortak olmadan sadece aşk ile ilgilendin. Gel gör ki bin yıldır sanki yalnızdım ve sen sadece orada durup, çizdiğim çemberin kenarlarına çiçekler ektin. Baktın ki kuralsız yaşanacak benimle sildin attın kurallarını.

Yürekli kadındın, olmasaydı sonumuz böyle… Maskemi çıkarabilseydim ve o aptal sarhoşluğuma denk gelmeseydin. Martyna dediğimde durduraksız öpmeseydin.

Polonya sınırı benim için akan giden yağmur sularıdır sevinçli çiçeklerini sulayan, bense sonbahar çiçeklerini arsızca öldüren…

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Ben sana küsüm aslında, haberin yok.

Saturday, November 22nd, 2008

Yağmurun beklenmedik direnci beni sevindiriyor. Bulutları yırtmaya çalışan güneşe inat az da olsa yağıyor. Yağdıkça büyüdüğüm toprakta yeniden boy atmak için güven geliyor bana. Daha mert konuşabiliyorum ve herkesi ciddiye alan o dinlemelerim tekrar nüksediyor. Kötü mü bu hal? Sanmam.

Yine böyle günlerin birinde Emrah Hoca ile ilke tartışması yapıyoruz. Mezun olduğumuzda bunlar unutulacak elbette, şarkı seçimlerine indirgenecek ilkeler. Ama şimdi, çok da önemliymiş gibi, uğruna savaş verir gibi konuşuyoruz. Karşı pencereden bakmamı istiyor. Ben ise, pencere kavramını kaldırdığımı varsaymıştım diyorum. Ortak bir bahçede, hep beraberdik. Film gibi mi konuşuyorum? Evetmiş, ama kalıbımı basarım bunlar gerçek ve sonrası masumcaydı.

Çirkine bel bağlamadan geçer gider bu ömür sanıyordum, gitmiş en çirkininde dudakların vakit kaybetmişim. İlk günün yokluk acısı, sonrasının beklentisizliğine ve gelecek planlarına karışmış , kaybolmuş. Albümsüz bile kalabilirdim senin yanında, heyhat üçe beşe baktın be sayın bayan!

Kalemsiz kalışlar, anne sesi arayışları ve bulutsuzluk özlemi… Sıra sıra yaşadım bunları, çok geçmeden kavradım dertsizliği ve silkeledim kendimi. En hoş tavımda geldim buralara diyorum inanmıyorsunuz. Milletini unutalım aşkın, gelin sınırlara küfredelim.

Hepsini tek tek kaybedeceğim, hatta kaybettim bile. Lamı cimi yok. Böyler laflar da etmiyorum gibi geliyor. Bunların tümü, ona ve ona ve yine ona, manzaranın güzelliğinin yattığı hüzüne birer selamdır, birer saygı duruşudur. Ahmet Rasim’e yakıştırmadır üstadlığı ve onun eteğinde boyun büküp beklemektir olgunlaşmayı.

Ya rakıyı neyle içelim? Platin kafalı, yağlı suratlı şımarık sevgililerden mi bahsedelim? Kendi bedenine bile sahip olamayan kokoşlara mı söyleyelim şarkıları? Zerafeti unutan ve deyimsiz konuşan dudaklara mı tav olalım?

Gelin gerçekçi olalım.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Youtube filan onlara bir girerseniz…

Friday, November 21st, 2008

Başbakan: – “Size daha enteresanını söyleyeyim; Youtube filan onlara bir girerseniz, oralarda aynı partinin bazı toplantılarında maalesef bırakın çarşaflıyı, başörtülülerin dahi oralara nasıl sokulmadığını, onlara karşı nasıl bir mücadele yürütüldüğünün belgeleri bizim elimizde var.”

Bir gazeteci: – “Youtube’a girilmiyor …?”

Başbakan: -“Ben giriyorum, siz de girin…”

Çarşaftan, belediye başkanlığı adaylığından ve adaylarından, parti içi demokrasiden bahsedecektim, gel gör ki bu diyalog beni benden aldı. Sizi de sizden alsın.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Yazık ki dönse bile…

Wednesday, November 19th, 2008

Bu şarkıyı Trofolo Sevim Çağlayan’dan olmak üzere hatırlatmıştı. Biz Zeki Müren’den duymuştuk. Herhalükarda içimize işler, bir gecemizi sorgusuz sualsiz bitirir. Beni böyle Hasan Pulur havalarına sokar.

Ahımı hicranımı sakladım, gizli tuttum
Gönlümü yıllar yılı hayalinle avuttum
O gençlik günlerimiz dönmez asla geriye
Yazık ki dönse bile o sevdayı unuttum
Nihâvend / Düyek
Güfte / Beste : Selahattin İNAL
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)