Archive for October, 2008

Vaziyet – II

Monday, October 27th, 2008
Okunuyor

Bir Yunanlı Gazeteci Gözüyle Atatürk – Thomas Vaidis
Dokuz Buçukta Bilardo – Heinrich Böll
Bir Acıya Kiracı – Metin Altıok


receiver, cc, bcc?

Monday, October 27th, 2008

19″ ferahlığında tez için apartta bekliyorum, aşk için apartta bekliyorum, beklediklerim olmuyor, olmadıkça bir apart hali oturdu üstüme. blogger sansürü, yemekteyiz programı, turksat 3a, youla’nın pespaye golleri, karşıyaka 3 – gs 0 ama bayan voleybolda, paprica’da tekila 9 ytl, lüksemburg’ta 2 €’ydu, acı türk kahvesine keskin dönüş, yusuf taşkın müziğe devam etsin, Var mı bu dünyada böyle iki sevdalı“?

Yüzsüz

Monday, October 27th, 2008

Kalemim sende kalmış. Vapursuz yaşam nedir bilmeden gittiğim en uzaklardan sana niyetli dönmüşüm, peşimde denizsiz hırlı martılar. Gözleri kara, tüyleri daha da kara… Alaşağı etmişim, veryansın etmişim, günümü gün etmişim de olmamış. Hatırladığım tek şey, kalemim sende kalmış.

Satın aldığım beyaz fötr öylesine küskün, bezgin ve tozlarla arkadaş ki bavulda dahi durmamıştı haymatlos. Şimdi eski dergilerin üstünde, hükümsüz duruyor. Öyle gibi işte yüreğim ya da beynim. Bir zamanlar fırtınalar estirirdim, sana belki bir meltem gibi gelir, evet şimdi…

Tek kelime ortak aşk dilimiz yoktu çoğuyla, onlar beni öptüler biletleri ceplerindeyken. Ben de öptüm. Kaderimizi bilardo topları gibi başkalarının ıstakalarının insaflarına* bırakmıştık. Kimiyle on numara oyun olduk, kimiyle bir işe yaramadık. Onlarsız gelemem sana, ama ya ıstakayı kullananlar?

Rakıyı sevmedi hiç biri, sen de sevme, ya da sev, ya da içmesini dahi bilme, ya da alkolden ölebilir halde ol, ya da benden öğren sek deryaları. İnce camlı bir bardakla çıkageleceğim sana, yüzümde en beyaz yalanın yalakalığı, dişimde gül yaprağı, elimde kehribar tesbih… Çizgi çizgi birleştirince bazı şehirleri Avrupa’da yüzümü görür gibi oluyorum, bazen de yüzsüzlüğümü. Sana yük olmazsa, üç gece kalacağım, “ben seni seviyorum” diyebilmek için.

Efelik gördük, bakmayı bilmişsek eğer, devrimcinin güncesinin kadınlardan geçtiğini gördük. Oralara gittiğimiz bir hikayeydi, döndüğümüz şiir oldu. Bundan alınacak varsa eğer bıktığımız dost oldu.

*Murathan Mungan’ın unutulmaz cümlesi

Soru

Sunday, October 26th, 2008

Çoğunluk tarafından okunamayacak, kimisi tarafından eksik görüntülenecek bir blog yazmak?

Mantıklı mı? Hazmedilebilir mi?

Böyle olur mu?

Saturday, October 25th, 2008

futbolname’den bir görsel

Bilişim hukuku diye bir kavrama sahip olmadığımızı, olsak bile iflasını daha önce yazmıştım. Böylesine dar düşünceyle ne bilişim olur ne de hukuk… Freud’un ne kadar geliştiğimizi özetleyen “Ortaçağ’da yaşasaydım düşüncelerimden dolayı beni yakarlardı, şimdi o kadar ilerledik ki sadece kitaplarımı yakmakla tatmin oluyorlar.” cümlesi sansürün düşünce düşmanı boyutunu gözler önüne seriyor. Ha, diyecekler ki, yasadışı paylaşım, uydudan çekilen yayınlar ve uygunsuz içerik ne olacak? O zaman da, artık çoklu ortam dolaşımının yeni yönlerini kabullenmemiz gerekiyor. D-smart ile ilgili olduğunu söylüyorlar, peki Çarşamba gecesi benim Turksat uydum ve Digiturk dekoderim ile 20 yıldır izlediğim CL maçlarını artık izleyemez oluşum ne olacak? Eğer dekoder savaşlarından kaynaklı bir durum varsa, TürkTelekom’a ne demeli!? Kendisine internet kullanımı için ücret ödeyen kesimi, başka bir sektördeki kazanç savaşları nedeniyle kendi hizmetinden mahrum bırakması saçmalık değil de nedir?

Milliyetçilik bazlı yasakları burada irdelemiştim. O yazı sansüre karşı kullanılan yazıların en güçlülerinden oldu. Verdiğimiz mücadelenin milliyetçilik ve kapitalizme karşı olması gerektiğini hep söyledim, ne yazık ki bu düşünceler geniş kitlelere yansıtılmıyor. Özgür düşüncenin dile getireni ha ben olmuşum, ha başkası bu nokta önemli değil. Önemli olan ne kadar ve nasıl anlattığımız. YouTube yasağı -yasaktan da öte artık bir yokluk oldu-, imeem yasağı, evrimci site yasakları, sözlük yasağı, wordpress yasağı ve zurnanın “zart zurt hart hurt” -artık ne kadar abzürd ses varsa- dediği yer olan blogger yasağı…

Ben uluslararasılaşma taraftarıyım. Türkçemle, yarım yamalak yabancı dil bilgimle, Türkiye fotoğraflarımla, Avrupa deneyimlerimle, Türk üniversitesinde yetişmiş bir mühendis olarak bu dünyada sınırsızca yer almak istiyorum. Dünyadaki bu ağda özgürlük ve birliktelikle yer almak, web servislerinin paylaşımını arttırmak istiyorum.

Ama nasıl derim başkalarına, “biz hödüğüz” diye?

Şirin bir ilçemiz : Heidelberg

Wednesday, October 22nd, 2008

Heidelberg, Hessen ile Baden-Württemberg sınırında tarih ve gençlik kaynayan bir kent. Alman’ların AltStadt tutkusu burada üst düzeye çıkmış. Her adımınız mükemmel bir şekilde korunmuş AltStadt’a doğru gitmek istiyor. AltStadt’ın hemen üstünde Neckar’a nazır konumlanmış saray yapısı eksilen haşmetiyle hayatına şenlikli bir şekilde devam ediyor. Öyle ki, dimdik rampalar silsilesi sonucu varılan sarayda bira ve şarap depoları, kimya-ilaç müzesi ve bir çok galeri turist adlı insan türüne canlılık veriyor. Tabi AltStadt’a varmak için -her Alman şehrinde olduğu gibi- Bahnof’tan bir vasıtaya binmeniz gerekiyor. Bahnof Meydanı biraz karışık olduğu için AltStadt yerine banliyölere giden otobüslere binip, bunun farkına yaklaşık 30 dk sonra varabilirsiniz. Şansınız varsa, danışman bulunan duraklardan birinde inmişsinizdir ve danışman teyze size, hiç Almanca bilmeseniz dahi “Ja!” ve “Nein!”larla hangi otobüse bineceğinizi söyler. Teyzenin yardımsever hırçınlığı sizi AltStadt’a götürdüyse, dar sokaklardan HauptStrasse’ye ya da AltBrücke’ye çıkmanız zor değil.


AltStadt’ın etkileyici güzelliğinde saatlerce vakit geçirebilirsiniz. Dönercilerin performansı düşük olduğu için, Subway’i tercih etmeniz, üstüne klas kafelerin birinde bir kahve içmeniz size romantik bir şehirde olduğunuzu düşündürebilir. O kadar da değil. HardRock Cafe’ye uğramadan gitmeyin, pek bir artısı yok ama fiyatları gayet uygun. Şehrin en sıcak sakinleri sarhoşlar ve arılar. Hayır, o kadar soğukta bizler kaban kaban, atkı atkıya geznirken, arılar hangi dolaşım sistemi ile hala tepemizdeler anlamış değiliz. Sarhoşlara gelince, bazıları Türk’tür, tüm paralarını bahiste Fener’e yatırmışlardır, Zeki Müren’i özlerler, anavatanda askerlik hala tek kıvanç kaynaklarıdır ve Ahmet Kaya’nın bir kaç kırık ezgisini mırıldanırlar.


Fener, Hacettepe’ye kaybeder, paralar gider, Bursalı Kemal’in hayatı biraz daha söner… Heidelberg onun farkında bile değil.

Destek

Tuesday, October 21st, 2008

(For Obama)Because of his ability to inspire, because of the inclusive nature of his campaign, because he is reaching out all across America, because of who he is and his rhetorical abilities – and you have to take that into account – he has both style and substance, he has met the standard of being a successful president, being an exceptional president.”

Powell’dan Obama’ya destek, Nasuh tövbesi mi ettin be Powell? Önce Irak Savaşı itirafı, sonra kabineden ayrılış, şimdi de McCain’in gözünün içine baka baka, Barack Obama’ya destek. Bu işler, adamı güzel şişler.

Bardak

Tuesday, October 21st, 2008
Şişeye kapanmış bardağın göbeği gıdıklanır mı?

Ergenekon Davası

Monday, October 20th, 2008
16 Mart katliamı usulca ve sinsice zamanaşıma uğramışken, Ergenekon davası da biraz akıl aşımına uğrak halde görülmeye başlandı. Öcalan’ın yargılanması, deprem sonrası gibi zamanlarda yapılan olay/duruşma yerinden akşam haberi sunma refleksinin gereksiz olduğu hemen anlaşıldı. Zira davanın orada görülebilecek kadar küçük çaplı olmadığı anlaşıldı. “Tarihi gün” için yapılan hazırlıklar, kafalardaki “tarihi” takıntısı ve gerçekteki sanık yığını diye tabir edilebilecek sayıda sanığın yargılanması arasındaki kısa devre nedeniyle yetersiz kaldı(mış). Medya kuruluşları canlı yayın araçlarını sökmeye, başka yerlere taşımaya başlasalar iyi olacak.

Bu güne gelirken, iddianamenin kolaycılığı, suçlamaların tam olarak açıklanmaması ve dalga dalga yapılan gözaltı sorgulamaları bir çok kere eleştiri konusu oldu. Diğer yandan, bu davanın Türkiye’deki gladyoyu, derin devletin kirli çetelerini ortaya çıkaracağını vurgulayan kesimler kendilerini bir anda demokrasi neferleri olarak ilan etti. Doğu Türkiye’de bugünlerde yaşanan olayları sırf Ergenekon davasının başlangıcını gölgelemek için azmettirenlerin olduğunu dahi iddia edecek kadar geniş bir demokrat hayal dünyaları da cabası. (bknz. Fehmi Koru)

Bence, herkes kendi Ergenekon’unu yargıya teslim edecek, kendi çetelerini itiraf edecek seviyeye geldiğinde devlet organları bu kanserden kurtulur. Kirli geçmişlerini zamanaşımı zaferleri ile temizlediğini düşünenler, ve aynı şekilde geçmişsizliklerini bugünkü ulusalcı dalgaya sıkıştıranlar demokrat değildir. Demokrat derken, cesur demokratlardan, bilinçli demokratlardan bahsediyorum.

Keçiler cehenneme giderken, koyunlar kurban edilir.

But you don’t know what it is to be old

Sunday, October 19th, 2008

Kavanozdan çerez yedikçe yeni bir huy kazanmış kadar oluyorum. İspanyol kız, Şebnem Ferah’ı ya da Yaşar Kemal’i hiç olmadı Cemal Süreya’yı ne yapacaksa, dillendiriyorum ona bu isimleri. Birkaç şarkı da duysun elbet. Resimli Turkey kitaplarına meyil verirse oradaki basmakalıp bilgilerle boğazı gıcıklanmasın, sonra temizlemek cidden zor oluyor. Bir Alman kıza Latin harfleri ile yazdığımızı kanıtlamam, bir Frankfurt – Pisa uçuşunu kaplamıştı. Nihayetinde bir gülüşü bu zaman kaybımızı telafi etmişti ki, kulaklarım sinüs sıvısından dolayı dolby dub moddaydı, bu yüzden sadece sessiz bir gülüş hafızamda kalan.

Memlekete haksızlık ettiğimizi varsayıyorum, zira biz varken güzel bu memleket. Vodka yanına mandalin soyan adamlar, kokoreçi turşu suyu ile yiyebilen kadınlar ve Youtube yasağından utanan insanlar “hala” var diye güzel bu ülke. Cepte mandalin kabukları, sandıkta hiç çalınmamış bir mandolin, ekmek arasında kokoreç, pet kavanozlarda pütürcüklü turşu suları ve yasaksız bir gelecek düşü bizi eleveren.

Bostanlı için de şarkı yazılsın istemiştim bir 6 yıl kadar önce ki, 2002 dünya kupasından sonra hep buralardaydım ben. Bir etkisi olmuyor genel akım için, o yüzdendir Sezen Aksu İzmir’in Kızları’nı yaptı. Ve ne acı ki, anamız var bacımız var kızarkadaşımız var, o şarkı İzmir’in kızı öyledir yaftasını söküp alamıyor. Akıllı bir şarkı değil.

Güzel bir gece geçirdim. Gündüzleyin bisiklet adlı taşıtı ve bisiklet çetesi adlı olguyu hatırlasam da, geceye etkisi olumsuz olmadı bu canlanmanın. Ne zaman? diye soran bir Rus kızı kadar değer verilebileceğini hatırladım çevremde türeyen bayanlara. Ama ne yazık kimine yanıtım hazır kimine dilim çözülmüyor. Ara verdiğim alkol, gün gelecek yine damarımda dolaşıyor olacak. O güne kadar iyi günler karaciğerim.