Ben dünya, sen venüs; tut elimden güneş sisteminden çıkalım. Sonsuz gibi gelen; fakat sonu her gecenin sabahına kurulu bir bomba misali bu tutulu halden vazgeçelim. Yeter dediğimiz, yanmak ve tüketilmek ve dönmek olsun… Daha yakın, daha tasasız olalım. Güneşe tapınmayı bırakalı beri insanlar, korkuya boyadılar gökyüzümü. Savaşlarından, kavgalarından ve işkencelerinden ağıt doldu içim, bebek gülüşleri bile sahteci. Gecelerimi elektrik ile kandırdılar, denizlerimi çöple… Elele versek, sıcacık kanayan avuç içimi hissedersin. Yıldızlara bensiz gittiler ve dönemediler. Bir yol birbirlerini, bir yol beni kestiler.
Senin parlaklığın ulaşmaya devam ettikçe te buralara, teker teker farkettiler küçüklüğünü. “İşte orada!” dediler, kıskandılar, ismini çaldılar.

Geleceksen benimle, ardına bakmamayı öğren, başka türlü dönmeyi de hiç getirme aklına ve doğanlara burç vermeyi bırak… Kara boşlukta başka bir güneş aramaya çıkmıyoruz. Özlemek için ayrılmıyoruz evimizden. Ve geleceğe dair efkarlanmıyoruz, görev biçmeden ve görev edinmeden, bu kara çimenlikten koşarak gidiyoruz.

Bilmemek gibi bir şansımız yok. Bileceğiz. Çünkü bizim için yeni icatlar, yeni yazıtlar yaratan olmayacak. Bizi keşfeden olmasın diye, tekrar neyiz ne değiliz çözülmeyelim diye çekip gidiyoruz. Korkma, gitmeye ya da ayrılmaya değil; düpedüz sana ihtiyacım var. Mevsimlere, şehirlere ve yörüngelere rest çekiyorum, sen ve ben, gülümse, çekiyorum.

Soluklaştır parlaklığını ki beni tüketen insanlarım görmesin seni bir daha. Atmosferimi bir çekişte bitir ki, yaşayan olmasın senden başka içimde.
This entry was posted on Thursday, October 30th, 2008 at 01:02 and is filed under Başka. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.
Both comments and pings are currently closed.
October 30th, 2008 at 01:48
ne şanslı kadın vesikalı yariN .)
January 1st, 2009 at 17:46
öyle bir geçer zaman ki.