Birinde az muhabbet, kiminde naz

Gitmeler ve gelmeler insanı bir hallere sokuyor. Düzenleme ve alışma evresini bir kenara bıraksak dahi, akıldakilerin normal seviyede bir anıya dönüşmesi için geçen süre ya da geçmeyen süre insanı leyla yapıyor. Bundan 3 ay kadar önce buraları bırakıp staj amaçlı Avrupa’ya çıktığımda kafamda buradaki şirketlerle kurulan ve kurulacak bağlantılar, tatil planları ve arkadaşlar, ailem ve İzmir vardı. Bunların hepsi kaybedilebilir geliyordu. Yaptığım seçimin sonuçlarına, sonuçlar netleşmeden kendimi hazırlamaya başlamıştım. Tüm diğer müstakbel bilgisayar mühendisleri, mükemmel şirketlerde staj yapacaklar, mezuniyetten sonra hazır işe konacaklardı. Yazlıktaki arkadaşlar acaip eğlenecek, Çeşme patlayacaktı, Dikili dinlendirecekti. Ailem yeni olayları bensiz yaşayacak, yeni konumlara bensiz geçecekti. Bu olası gelişmelere yanıtım, ne yapalım yani olasıya kadar bir iki hafta tükettiğimi hatırlıyorum. Devamında işimize baktık.

Döndükten sonra aynı endişelerin gerçekleşme ihtimali biraz daha düşük geliyordu. Çünkü “dönmek” elimde yırttığım iki başvuru belgesinden geriye kalandı. Avrupa kültüründe yaşamayı sevmiştim. Uluslararası yaşamayı sevmiştim. Uzatayım diye düşündüğüm bir eğlence, bir takılmaca ve bir yaşamaca hakkım vardı. Onu da ekonomi ve siyasi nedenlerle elimin tersiyle ittim. Çok böbürlenesi bir kuram vardı kafamda. “Bu böyle ve bu yüzden uzatmıyorum.” Çünkü Türkiye aynı yerden devam edecekti benim için. Aynı heyecan, aynı birliktelik. Tabi ki buraya dönünce hayal kırıklığına uğradım. Hayal kırıklığının nedeni ya da sonucu, buradaki tavırlar ve genel ortam değil; içimdeki bir boşluktu. Alışkanlık boşluğu mudur nedir artık tam bilemiyorum ama döndüğümden beri daha sessiz ve daha çabuk tükenen bir heyecan durumuna sahibim. Bir daha olamam eskisi gibi gelmiyor değil. Bunlar da iddialı sözler ama orada tek kişilik odada, uluslararası bir ortamda edindiğim benlik, kurduğum bir yaşam vardı. Ölüm gibi birşey oldu. Beden toprakta ya da küller denizde ve varsa ruhumuz geride kalanları görüyor. Sızamıyor oradakilere.

İtiraf edeyim, hala kokoreç yemedim. Türk kızlarının nazına da siktir çekesim var. Gerilmeye başladım. Umarım bu haftasonu geçecek ve burada, yine, mayıs ayındaki gibi olacağım. Olmayıversem mi?


One Response to “Birinde az muhabbet, kiminde naz”

  1. hedonistt Says:

    her gidene mi oluyor yoksa sana bana mı oldu bilmem. okuduktan sonra koca bir tebessümü eksik etmedim