Birinde az muhabbet, kiminde naz
Döndükten sonra aynı endişelerin gerçekleşme ihtimali biraz daha düşük geliyordu. Çünkü “dönmek” elimde yırttığım iki başvuru belgesinden geriye kalandı. Avrupa kültüründe yaşamayı sevmiştim. Uluslararası yaşamayı sevmiştim. Uzatayım diye düşündüğüm bir eğlence, bir takılmaca ve bir yaşamaca hakkım vardı. Onu da ekonomi ve siyasi nedenlerle elimin tersiyle ittim. Çok böbürlenesi bir kuram vardı kafamda. “Bu böyle ve bu yüzden uzatmıyorum.” Çünkü Türkiye aynı yerden devam edecekti benim için. Aynı heyecan, aynı birliktelik. Tabi ki buraya dönünce hayal kırıklığına uğradım. Hayal kırıklığının nedeni ya da sonucu, buradaki tavırlar ve genel ortam değil; içimdeki bir boşluktu. Alışkanlık boşluğu mudur nedir artık tam bilemiyorum ama döndüğümden beri daha sessiz ve daha çabuk tükenen bir heyecan durumuna sahibim. Bir daha olamam eskisi gibi gelmiyor değil. Bunlar da iddialı sözler ama orada tek kişilik odada, uluslararası bir ortamda edindiğim benlik, kurduğum bir yaşam vardı. Ölüm gibi birşey oldu. Beden toprakta ya da küller denizde ve varsa ruhumuz geride kalanları görüyor. Sızamıyor oradakilere.
İtiraf edeyim, hala kokoreç yemedim. Türk kızlarının nazına da siktir çekesim var. Gerilmeye başladım. Umarım bu haftasonu geçecek ve burada, yine, mayıs ayındaki gibi olacağım. Olmayıversem mi?


October 21st, 2008 at 23:18
her gidene mi oluyor yoksa sana bana mı oldu bilmem. okuduktan sonra koca bir tebessümü eksik etmedim