Susmaz gibiyim.
Thursday, September 11th, 2008Hesapsızca uyandım, uyuduğum bir pişmanlıktı zaten…
“Bu olacak” dedikten sonra dediklerin olmaya başlarsa, bir sakatlık vardır elbet. Çünkü aklına hep sakat şeyler gelir. Bilirim, kötü şeyler düşünürsün ki, az biraz olumlusu olduğunda sevinesin. Bu küçük hesaplar burjuvalığı gururumuza yediremediğimizdendir. Dağlara da bakarsın, çıkmalı mı oralara? Menemen çıkışında aniden başlar kaçma hevesi ama gidebileceğin en güzel yer yazlığın olur. Margarita yapmayı öğrenmen için sıcağa ihtiyacın var, olmayacak hayallere değil. Sıcak ki seni hayrete, diğerlerini övgüye düşürecek bir sıcak. İlginç yazmadığın zamanlar, köreldin sandığından beri Red Kit gölgesine ateş etmiyor. Onun da derdi o işte, oysa kürdan ya da süpürge çöpü rahatlatırdı bizleri. Volkan Konak bağırarak şarkı söylediği için sana güven veriyor ama ya yaşam? Hızlıca geçtiği için sana bulantı mı veriyor, yoksa haz mı? Hazcı efendileri vardı felsefenin, neye karışıp, neyi karıştırırlardı yaşamak için bilmen imkansız. Yeni hazları var memleketlerin, gülmek eğlenmek evrensel ve fakat bakışlara tav olmak savaş sebebi.
“Bu bozuk” dediğin her alet, senden sonra çalışıyorsa aynalarla oyun oynama, hata sendedir. Bilir misin en güzel ayna oyunu taksici Travis’indir. Üstüne film de görmemişsindir zaten, sefil aşık çılgın kahramana dönüştüğünde havadan çekim yaparlar. Ve genelevleri doğduğun şehirde, şehirdışındadır, damızlık okşama ahırı misali. Traktörler de yanaşır, köy minibüsleri durak bellemiştir sapağını. Hezimetler hiç bitmez o yüzden, konuşmadan girişilen heyecanlar sana susma ya da yalan olarak döner. Dinle ama inanma, anlat ama içinden yemin etme. Beklediklerini bekleme, dön ve çık. Sen bir piçsin, baban senden de piç.
Dilimi çöz, konuşamıyorum.








