Archive for August, 2008

eski yar şöyle dursun …

Friday, August 22nd, 2008
Ümit etmeden yaşanmıyor.

E biz de Çiller…

Tuesday, August 19th, 2008

“Tansu Çiller’e benzeyesim var.” Neden, niye, niçin? Neden Semra Özal değil de, o? Ses olayını ne yapacaksın mesela? Yalıları, onbaşıları, jetskileri, anayolları, susurluğu, onu, bunu, şunu ne yapacaksın?

Niye hatırlattın bana bunları?

Bahar gelmiş mi dağlara?

Tuesday, August 19th, 2008


Terörün, savaşın kısaca silahın sonlandırdığı, yönünü değiştirdiği hayatlara mahkum bir gelişme eğrisi, acıyı, yası kısaca dertleşmeyi başlatamayan bir devamlılık doğrusu, iç savaş, dış savaş kısaca uyanık olma durumu ile hipnoza başlama yaşının küçülmesi, genel ahlakın içine milliyetçiliğin sokulması ile ütülü kumaş pantalon hizasında ip gibi çekimsizliklerin genel geçer olması… Ülkenin el değmemiş ağaçlarına kor, dar sokaklarına beton düşmeden gelişmesinin önünü tıkayan kıskanç erkekler… Savaşı, apartmanı ve dini Türkler icat etmiş gibi davranan yetkili ve ilgililer, gençlere sunmadıkları imkanları birbirlerine karşı lafa çevirenler, küçülmüş, sıkılmış, hakiki yaşanmamış şehirler, sıvasız duvarlar, teneke minareler, olmayan eğitim, olan eğilim bir çıkmazda sıkışacak, daha da.

Umudunu kesme yurdundan.

fosforlu sevdalar

Thursday, August 14th, 2008
Serdar Ortaç bu ülkenin Brian Molko‘su olabilirmiş.

Zor akşamlar
bitmez gönlümün çilesi
Nedendir bilmem
dinmez sevdamın öfkesi

Bıkar mı felek her gün
Başka aşklardan
Usandım artık
Fosforlu sevdalardan

Anlaşılmaz sevdamın
Bitmez gönül fırtınası
Toz dumanım bu gece
Yeter bu gönül belası…

Ben bu gecelerin adamıyım
Başım beladan hiç kurtulmaz
Sana verecek başka bir aşkım yok
Ruhun duymaz vurdum duymaz

Şirin bir ilçemiz : Amsterdam

Thursday, August 14th, 2008


Amsterdam… Özgürlüklerin üretim olarak serbest olduğu ülkenin kalbi. Bu poşette özgürlüklerden ne zevk almaktalar henüz tam olarak çözemedim. Weed dediğin olay bile harbiden sadece meta olmuş. Seks olayına girmiyorum bile. Gay bayrakları, esrar kokusu, kırmızı lambalar, bunların dışında da kanallar… Çokca İstanbul, sanki her sokak İstiklal’e çıkıyor. İzmir olma güzelliğini Rotterdam’a bırakmış bir heybet, bir kalabalık ve bir pahalılık karışımı. Kanalları izleyerek hiç kaybolmadan gezilebilir, sex ve esrar için biraz daha rahat davranılabilir, jackpotların kolları bir kaç kez çevrilebilir ve gece olmadan Rotterdam’a dönülebilir bir şehir.

Ana tren istasyonu, Basmane Garı’nın 65748 katı mükemmelikte. İnsanları Hollanda’nın geri kalanı ile pek ilgilenmemekte. Bu kadar turist sinir bozmakta.

I like it when you roll it up real nice but lord I hate the price

Thursday, August 14th, 2008

“Bedeline mahsup edilir her adım.”

“Geldik sona. Geldik sona, son şarkı bu. Turaan Emeksiz…”

Uzaklaşmanın sonu, yeni bir yakınlaşma değil, yeni bir uzaklaşma menzili bellemek. Gözüne kestirdiğin yeni bir uzak olduğunda, eskiyi eskiye vuracak hale gelmez misin sen de? Sıcağın vurduğu başın, soğuğun çatlattığı elin bir şeyler istemez mi senden de? Dur len, dön başa, derde sar, köşe başına çök.

“Kısa çöp uzun çöpten
Hakkını alacak elbette
Direnmekle, güvenmekle / kurtulmakla
Barışla ben amenna.”

Kumdan İşçiler

Tuesday, August 12th, 2008

Çırak Aranıyor

Elim sanata düşer usta
Yürek acıya
Ölüm hep bana, bana mı, bana mı
Düşer usta?

Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana, bana mı, bana mı
Düşer usta?

Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana, bana mı, bana mı
Düşer usta?

Söz: Refik Durbaş
Müzik: Zülfü Livaneli

Güneşi Özledik …

Tuesday, August 12th, 2008


SP Edremit İlçe Başkan Yardımcısı İzzet Şengül’ün 10 gün önce yerel gazetelerde bir açıklaması yer aldı. “Mahkeme Camisi’ne 40 metre mesafedeki, iç giyim ve ayakkabı satışı yapan merkezi İzmir’in Buca İlçesi’ndeki bir mağazanın ünlü bir firmaya ait mayolu reklam tabelasına, AKP’li belediyenin nasıl izin verdiğine anlam veremiyorum” diyen Şengül, ahlakı bozduğunu ileri sürdüğü tabelanın kaldırılmasını da istedi.

ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm

Monday, August 11th, 2008


Tarkan Kimdi’yi söylüyor, yaşımız tutmazdı o zamanlar, Şeytan Azapta’yı bile ilk dinlediğimizde çözememiştik. Sokağımız aile sokağı, dükkanımız sülalenin sanayi sitesindeydi, zengindi ailem, düğünler sokakta yapılır, kavunsuz rakıya darılmazdı büyüklerimiz. Balkondan sepet sallanır, içinde su, salça ekmek -zeytinyağlı- ve para: kağıt 1000 lira, üstünde Fatih Sultan Mehmet. Ki bir zamanlar da Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştaydık, ne azgın şiirdi o öyle, halbuki İstanbul’u kimler hangi yaşta mahvetti onu bilemedik. Kaybettiğimi düşünmüştüm İzmir’de yola devam deyince, hiç de değilmiş. Papalina ne işe yarar, sıcak teknelerde öğrendik, çipurayı esen balkonlarda. Yolları yoğurt kaymağı gibi şehirlerde Tarkan’dan Gitme’yi dinlemeye çalıştık. Dişlerimize tel taktırdık, Tarkan porselene bağladı. Olmaz dedikleri oluyor, oluyor dedikleri olmaz gibi geliyor. Ama zaman geçiyor, yağmura hasret evlerde okula gitmemek için sel diledik, kaç günse devamsızlık hakkı, hakkımızı aldık. Notlarım da afili, eksiğim yok, hoca’nımın oğluyuz. Bilgisayarı Pentium II ile tanıdık, oysa ki Pentium III istemiştim. Superonline ile internete açıldık, Napster’ı korktuğumuzdan kullanamadık. İndirmek için ilk olarak Onur Akın Gaybana Geceler yazmıştım. Ne cesaret! İnmedi, hala inmediği 2. dakikadan sonra kapattım programı, hayatımın masaüstünden sildim, lakin program ekle/kaldırdan kaldırmak gerekliymiş, ben ise program elle kaldır diye dalga geçiyorum. Beni ilk öpen kız, şişe çevirme özürlüydü. Öptü ama sevişemedik. Milyon liralar bayılıp 12 yaşımda, 98 Dünya Kupası varken hem de, Erdek’e gitmiştim. Hayatımda ilk kez yengeci orada gördüm. Gözüm televizyonda, sahilde kıyıya vuran, kolları kavuşmasız garip kabuklular… Aralarında yüzdüm, yunus gibi değiller. Bu arada Fransa’da Maradona oynasın diye bekliyorum, ama futbolu bırakmak diye bir şey varmış. Eh, Cantona’yı da kaçırdık, yaşımız kısa geldi. Bu yüzden o kızla sevişmedim galiba. Hala bilmiyorum nedenini. Motordan da korktum, garantisiz geldi, dedemden istersem vermez gibi geldi, sustum. Bunun da belki Maradona ile alakası vardır. Yüzlerce arkadaş edindim, her kurulan bağda hep kendim öğrendim, öğrenerek iletişime geçtim. Ananem derdi : “El hırsızı, bel hırsızı, dil hırsızı olma göz hırsızı ol…” Güzel bakmam biraz da bununla ilgili belki. Ama Dikili’nin çingenleri beni dövüyordu bakışlarım yüzünden, bazı kızlar da bana gereksiz yere aşık oluyorlardı. Onlara da sıcak davranamadım. Ukte oldu içimde, bir yerden sonra silindi gitti tabi. Reddeden mülayim çocuk oldum akıllarda, tıpkı Bekle’yi söyleyen Tarkan gibi.

Şimdi vespaya bile ödünç biniyorum, arabayı seviyorum, BMXimi özlüyorum, Fransızca konuşanlarla geceyi üflüyorum.

Burada benzin hesabı yapılmıyor, gel benim yolumu kes benzinliğe girerken. İnan ki, dururum.

Tarkan Seviş Benimle’yi neden söylemişti?

Yılmaz in action

Monday, August 11th, 2008


Yılmaz dava açacak.