Archive for August, 2008
Değmesin yağlıboya.
Friday, August 29th, 2008
heyhat, hayat bazen birilerini bir yerlere sürüklerken, onun dışındakilere nerede olacağını hesaplamak düşmüyor. tıpkı, suyun içinde balık gibi, havada bulut, sokakta çöp bidonu gibi…
uzaklardan sebep olmuşsan bir gülücüğe, sonrasında sana anlatılan bir anı sende de değer kazanıyorsa, can kulağın ve iki gözün varsa dostsun. yok, eğer hazır değilsen buna, korumacı kişiliğinle kendini martılara karşı da koruyabilirsin. ama bildiğin gibi, insanız. martı gibi çığlık çığlığa peşinde değiliz vapurların, önceliklerimiz sakinliğe de bağlanmış, rutinliğe de. anlamak için tekrar yaşamana da izin vermiyorlar, an ve anlar düşüp gidiyor gündemden. önceliği, inceliği bir kenara bırakırsan aklını bırakman, tuttuğun sözleri bırakman gerekmiyor mu?
dizilmiş vagonlarız, lokomotifin dumanını dert etmiyoruz.
hayatıma giren, kallavi düzeyde beni seven herkesler, geyiğini de sevgisini de benden izin alarak değil, kaygan yağlarmışçasına düz giderek gösterirse uzaklardaki ruhum şad olur. tıpkı benim yaptığım gibi…
neyse, içelim rakı, olalım fakı.
Merdivensiz
Wednesday, August 27th, 2008Facebook kurucusu…
Wednesday, August 27th, 200825 Ağustos, 20:28
Tüm Facebook kullanıcılarının dikkatine:
Facebook son zamanlarda aşırı derecede kalabalıklaştı. Birçok kullanıcı Facebook’un yavaşlamasından şikayetçi. Kayıtların gösterdiğine göre bunun sebebi çok fazla aktif olmayan kullanıcı olması. Öte yandan çok fazla yeni Facebook kullanıcısı var. Biz bu mesajı, kullanıcıların aktif olup olmadığını bulmak için çevrenize gönderiyoruz. Eğer aktif kullanıcı iseniz lütfen 15 kişiye bu mesajı kopyala+yapıştır yapın (yani gönderin diyor).
Bu mesajı 2 hafta içinde göndermeyenler, yeterli boş alan açılabilmesi için tereddütsüz silinecektir. Eğer Facebook hâlâ çok kalabalık olursa kibarca bir parça bağış isteyeceğiz (ödemeli yapacaklar kelekler). Fakat bu mesajı tüm arkadaşlarınıza gönderdiğinizde bize kimlerin aktif kullanıcı olduğunu gösterecek ve üyeliğiniz silinmeyecektir.
Facebook kurucusu Mark Zuckerberg
crocs!
Monday, August 25th, 2008Bir Hatırlatma
Monday, August 25th, 2008
Turgut Özal’ın açtığı yoldan ilerleyen, dindarlıklarına ancak “Oh ne bohem dindarlık!” diyebileceğim, liberalizasyonu diğerinin üstüne çöreklenme olarak algılayan AKP çizgisi bu dönemde bir kırılma yaşamazsa, bu çizgide ilerleyen insanların önüne geçmek zor olacaktır. Çünkü bu insanlardan ziyade hatalı olan bizleriz. Bu çizgideki insanlar durmadan yollarına devam etmektedirler. Unutmaya meyilli ve zora gelemeyen bizleriz. Hantallaşmış yapılara anlam katmaya çalışanlar, toplum ve halk kelimelerini lügattan silen bizleriz. Bireye doğru açımlanalım derken, toplum ve birey kavramlarını maaş dolgunluğuna kurban veren bizleriz.
Bu çizginin önüne dini sahiplenerek değil, dini de eleştirerek geçebiliriz. Sermayeyi destekleyerek değil, sermayeyi de eleştirerek geçebiliriz. Dinde ve dinin sahiplenilmesinde bir yenilenme, sermaye ve sermayenin hükümdarlığına bir anlam getirmeliyiz. İşçinin, memurun ve öğrencinin önceliklerini duyumsamalı, “Halkımız dindar ve tembeldir” ezberini bozmalıyız. Dinin toplumsal alana müdahale eden, parayla ittifak yapan ve insanları kıstıran bir olgu olmadığı gerçeğini vurgulayan bir yenileme, daha doğrusu paslarından arındırma hamlesi toplumsal zihinleri daha da açacaktır. Dinden ve paradan aldığı güçle, “aldığını düşündüğü güçle”, eyleme geçenlerin kafalarında toplumsal adalet ve paylaşım duyusu uyandırılmalıdır.
Devlet yükümlü olduğu kadar, sınırlı da olmalı ancak bu sınırlar eğitim, adalet ve sağlığı kesinlikle kapsamalıdır. Devletin ürküttüğü bireyler değil, gerçekten eğittiği, adil yaklaştığı ve sağlıklı tuttuğu bireyler geleceği parlatacaktır. Şehir ve üretim alanları yeniden tasarlanmalı, geçmişe karşı koruyucu olunmalıdır. Daniskası olunacak kavramların başında elbette çevre geldiği gibi, hangi yönüyle daniska olunması gerektiği toplumsal bir kabul olmalıdır. Sosyal ve çevresel saygı diriltilmelidir.
Dinciliği ve sermayeyi dizginleyecek bir irade, genç olduğundan dem vurulan nüfusa bir anlam ve gelecek getirecektir. Aksi halde, olumsuz gidişat durdurulamayacaktır.
*görsel uykusuz dergisi websitesinden, burada
Tapınak
Saturday, August 23rd, 2008Şirin bir ilçemiz : Lüxemburg
Saturday, August 23rd, 2008
Frankfurt üzerinden Mainz’e yönelerek Almanya’dan çıkacağınızı iyice belli edin. Kaiserslautern yönünde 6 nolu otobana girince sizi kimse engelleyemeyecek zaten. Lüksemburg ülkesine dağlar arasından girecekseniz, Belçika plakaların artması doğru yolda olduğunuzun işaretidir. Ülkeye girişten sonra bir kaç tünel ve bir kaç kavşaktan sonra Başkent’tesiniz. Lüksemburg, Avrupa Başkentleri’nden en vicdanlı olanı bence. İnsanları ve McDonalds’ı Türkiye’ye benzemekte. Gece hayatı Türkiye’deki gibi aktarmalarla devam ediyor. Almanya’ya göre biraz lüks ama abes pahalı değil kesinlikle. Arabanızı şehre girdikten sonra Zentrum’a inmeden bırakırsanız, terasların birinden asansör ile ya da güzel sokakları takip ederek şehir merkezine inebilirsiniz. Park etmek akşam 6′dan sonra ücretsiz. TownHall’daki iki aslan heykeli, pasajdan sonra karşınıza çıkan saray görülmeye değer yerler denilebilir. Sıcak insanlara nereye gidilir, ne yapılırı rahatça sorabilirsiniz. Gece size sürprizlerini hazırlamış, güzel kızlar ve güzel adamlar yol boyunca size göllerin ördekleri gibi eşlik edecektir. Lüksemburg’ta tekila içip, sabaha karşı Fransa’ya geçmeyi deneyin, yorucu olmuyor. Melusina via Lakşımbörg!
Alana da satana da helal olsun
Saturday, August 23rd, 2008Araba üzerinden kendini tarif etmek… “Ama bakın bir adet de Mersedes’im var. Kızımın adı da Songül…”. Eksik cinsellikle de ilgisi olabilir diyor, Pedagog-Sosyolog Ömer Abi. Çoğu Almancının içine düştüğü hatalar, geleneksel evlilik, gençlikten vazgeçememe, çalışkanlık vurgusu öncesi dert vurgusu. “Sen kendini nasıl konumlandırıyorsun?” Buralar mı yeni evin, yeni barkın? İşin nedir, ilk ünvanın? Millet sisteminde neredesin? Cami-cemiyet ilişkisinin sıkı bağları seni etkiliyor mu? Arabalar ne güzel burada. Hep araba, yollarda, park otomatı, sarı.
*görsel Mercedes Museum – Stuttgart’ta elde edilmiştir.
Geç olsun güç olmasın
Saturday, August 23rd, 2008
Büyüklerimizin etkisiyle üç büyüklere meyil verdiğimizin resmidir : TSYD İstanbul maçlarını kaçırmazdık yazlık evlerde. Büyüklerin yeni transferlerinden birer tane seçip teke tek maç yapardık, misal Baliç, Hasan Şaş, Ayhan… Yazlıkta maç takibinin, sahil gazinosu kaynaklı iç ferahlatıcı olduğu kadar iç karartıcı bir yanı da vardır. Yıllar önce gazozlar, sonra biralar demir sandalyelerin üzerindeki ince döşekleri sıfır noktasına getirmiş yanık tenli tatil insanlarına elden ele iletilir. Ucuzcu gazinonun TVsinde illa ki ses sorunu olur. Güneş tam batarken illa ki gözlere kaynak yapar. Turistik caddeden geçenler yandan musallat olur, skoru sormaktan illet ederler insanı. Hem rahat olma hem elde dondurma hem de soru sorma lüksünü bünyesinde barındıran bu insan gol anında seyir alanına da dalmış olabilir. Bu insan ayıklanmaz, tek çaresi onu görmezlikten ve duymazlıktan gelmektir. Yazlıklarda işler bazen öyle ciddileşir ki, taraftar grupları ya da atışmalar yoluyla amigoluk elde eden emekli memur amcalar ortaya çıkar. O ne hırs, o ne hiddettir! Alt tarafı bir ekran karşısındasın, okey taşı sesleri arasında… Sabaha güneş yine güzel, deniz yine deniz… Kimi zaman da gizli menajerler sahil gazinosunda taraftar kekler, başkan dostu olduklarını iddia ederler, o topçuyu o takıma değil de neden bu takıma tavsiye ettiğini anlatır. Candır bunlar, ağızlarından fotomaç damlar.
Bu yıl liglerin biraz geç başlaması ile bu hava sanırım ki biraz kaçmıştır. Zira yıllar boyunca tüm ağustos akşamları bu geyiklere ziyan edilmiştir. Hele ki, İzmir’e geliyorsa İstanbul takımlarından biri, yazlık eşrafı otobüs kaldırmaktan imtina etmez, yanmış bitmiş meşaleler gibi kara suratlarla hem fuara hem maça dengesi bir şekilde tutturulur.
Şutlarımız ile yamulduğunu sandığımız ağaçlar, krampon bozmalarımız ile uçurduğumuz fıskiye başlıkları, ara paslar ile fotosentez ömrünü kısalttığımız çimler ve köpekler ile bıyıklarını üstümüze salan bekçi Kemal’den uzaktayım şu aralar… Saat farkı ile maç saatleri de bana gurbet olduğumu hatırlatıyor. Zor değil buradan memleketi takip etmek ama içinden sıla geçen cümleler duymak, okumak buradaki hayatın devamını zorlaştırıyor biraz.
Memleketin ligi biraz daha zevkli, biraz daha vatan sathına dağılmış ve biraz daha temiz olursa tadından yenmez olur. Özlediklerim listesinin ilk sırasına kokoreç ile birlikte yerleşir. Vallaha…




















