Ağzımda bal gibi tatlı bir türkü

Ülkenin bir yol yürüdüğü, bir yaşantıya can verdiği ya da bir yerlerde çok zor durumda yardım beklediği filan yok. Tüm bu hengame, tüm bu bok rengi gökkuşağı bizim eserimiz. Bu ellerle eğitilen, bu ellerle toplanan meyvelerin sonucu. Bu sokumların, bu yudumların helal olmamasından, bu yağların bu balların avuçlara dolmasından. Bu ihale yüzsüzlüğü, bu eğitim hıyarlığı, bu kültür küllüğü hepsi bizim eserimiz. Sizden olduğum için bunun dışında kalamıyorum. Solcuyum desem, tesisatçıymışım gibi bakıyorsunuz, Atatürk desem antidemokratikmişim gibi söyleniyorsunuz, sizle yürümesem demokrat olamazmışım gibi bi’şeyler yumurtluyorsunuz. Güzel Türkçem bozulmadan bi’ karar verelim, İstanbul demokratlığı ile nereye varırsınız? Parti kursanız, sadece vekil olmak için asıl memleketlere dönersiniz. Dinlenen telefon hatları aracılığı ile konuştuğunuz aileniz orada bi’ yerdedir. Siz büyük adamsınız ya eğlenmek için çıktığınız gibi Taksim’e eyleme, basın açıklamasına koşarsınız. Sizi büyük kadınsınız ya iş kadını olamadığınızda miting kadını, vicdan kadını olursunuz.


Ama -ne yazık- o aile hep orada bi’ yerlerde.

Başka bir mahalde başka bir oluşum? başka bir niyet? başka bir aile kurmak? Yok ille o saçma İstanbul STKcılığı, e tabi iş orada STK da orada olur. Bir dirhem aşıksanız şu şehre, onu bile yarara çevirmeden elin tersi ile itilmiş bir 80 kadar il, bilmem kaç ilçe ve bilmem mümkün değil kaç aile oralarda.

İstanbul’u teğet geçerek, Avrupa’ya ayak basıyorum. Dengesiz bir demokratlığı es geçip, sosyal ve demokratım diyorum. Kızları öpmekten geri durmuyorum.
Yaşasın Hayat! dediydi bi örgüt, bak işte onlar gayet iyi.


Comments are closed.