Şans Cesuru Korur
Wednesday, April 23rd, 2008
Adele’nin albümünü indirmiş daha dinleyemeden, biraz kafam karışık halde yollara düşmüşüm. Şans konusunda diyecek sözüm yok. Çünkü şansım yok. Hediye bilet çıkmayınca, iptal ettirdiğim koltuğu tekrar kendimle doldurdum. Bir isim arıyorum, göğüslerdeki kartlarda. Güzeldir ve belki beni tanır. Daha bu hale gelmeden bizim kampüsten İzmirli’nin biri buluyor beni. Bilader hadi git, benim işim başka. Neyse onun kafası da bendenmiş. AŞTİ’nin delikli oturaklarında 1 saat kadar bekledikten sonra Bilkent’e geçiyoruz. Bilader beraber kalalım, tamam mı? Otele varınca benim gözler hala onu arar vaziyette, eskilerden bir genç “oğlum aynı odadayız” diye sesleniyor. İşte bu be, oda ayarlama derdi yok, bizim Egeli Bilader baksın çaresine. Çek-in yapalım da kaynaşalım ama onu da göreyim bi’ yo’ …
Kızım nasıl tanımazsın? Dedim ya adı bu diye, aynı okuldasın be kızım, bırak şimdi erasmusu filan. Neyse sizinle işim olmayacak, ona yakınım ben. O da tanır beni zaten, rahatım.
Odaya in çık, belki asansörde, belki koridordadır. Adele ne yapıyor acaba şimdi, Amy kadar çirkin değildir eminim.
“I’ve made up my mind,
No need to think it over”
Odada üstünü değiştir, belki de yan odada. Ah bi’ internet olsa, var ama paralıymış avro cinsinden. Değmeyecek gibi bir his var, o kadar güzel değil sözgelimi, ya da aşkgelimi sözde kalacak. Kısa kalacak hem boyum hem günler. Hadi inelim aşağı, bizim yeni kankayı da alalım.
Ohooo inmiş o bile, mesaj atıyor bana. Geldik be birader, buralarda güzel bir kız gördün mü? Afferin hep böyle ol. Zaten karnımız aç ve yemekte sucuk var. Ekmek arası… Adam otobüste kafayı amma çarptı ha. Bilkent dedik, sucuk var, sorumlu dedik, düştü kafayı vurdu. Ankara havası bize göre değil. Neyse, sucuk severim. Çimlere yayılalım. Eh be, nerede bu kız? Bağırayım mı lan? Tavlama şansın yüksek mi, olur mu dersin? Arkadaşı var mıdır lan? Hadi bi’ de sandviç alalım, soğuk baya soğuk, hava da sandviç de.
Onu almadan Ankuva, sonra bowling. Hiç mi ismi aranmaz layn layn gezerek? Oyuna konsantreyim. Ne, ODTÜlü arkadaşlar mı geldi, ne, arabaları mı var?! Hadi ODTÜ Çarşısına. İşte bunu yaparsan, düşünmeden şansını kaybedersin, ama şükür ki cesur olduğunu düşünüyorsun hala. 1 saat 2 saat, akşam Atakule’de değil miyiz? Kardeşim servisi sallayalım, at sen beni oraya. Dur bi’ lacileri çekelim. Ver şu Gio’yu, anons edeceğim bu gece. Sesim güzel koksun.
Yavaş gitme, hızlı git Cem’cim, Atakule’de yükseğe çıkacağım. İndir beni kapıda, gelin isterseniz, iyi ki gelmediniz kartsızları almıyorlarmış. Aha kart, uzaktan kes bakalım kartları kimler var. Uzun boylu olmalı, biraz da güleç yüzlü, abartı değil ama.
Şu morlu sana mı bakıyor, Sayın Bayan olma olasılığı nedir? Bunu tekila çözer, ya da margarita. Yabancı içki vermiyorlar iyi mi. Türk Tekilası oldu bi’ anda arandığın, bu işi o çözer. Votka lisedeyken işe yarıyordu. Şimdi kesmez, gazlamaz. Sek ver abi. Vişneyi koyma abi. Buzlama abi. Sek abi.
“If i’m wrong I aint right,
No need to look no further,
This ain’t lust,
This is love but”
demiş Adele. “Bırak ya o gelsin” modundayım. Zaten benim amacım lider olmak. Hem bi’ ağırlığımız olmalı. Yılışık demesinler.
Derken anlar, anlar üstüne, şanlar başım üstüne, gecenin kös vakti kör hali o karşımda. Bu isim o isim, bu ten o hayal. Ne dedi, duydun mu? Sen ne dedin? Sonra görüşürüz mü? Sayın Bayan sana “yalnız geldim” dedi ve sen “sonra görüşürüz” dedin.
Delice zeytin gözleri, vişne dudağı ve çocuksu bakışı.
Aşık mı oldun, ama ne zaman? Kaybettiğini anladığın an aşık oldun bunu unutma. O elindeyken, şans işsizken daha, yoktu hiçbirşey. Aşk acıya basarak kurdu gökkuşağını. Renklerden renk beğen. Cesaretin, mertliğe bilendi. Kim tuttu seni?
“Should i give up,
Or should i just keep chasing pavements?”
Şans cesuru korur, serviste yanı boştu, bak hatırlıyorum. Sen oturmadın, bakmadı mı sana? Kaldırdın üstelik, arkadaşların gelecek diye, nereye mi oturdu? Şansına.
Gölgesizliği seversin biliyorum. İki kişiye dokunmazsın, üçe hele hiç. Ama sen bu tırışka triplerinle olsan olsan kötü bir Rastignac taklidisin.
O değil de, son gün şiir yazmış ya bir arkadaş. Sen neler yazmazdın, değil mi?
“Should i give up,
Or should i just keep chasing pavements?
Even if it leads nowhere,
Or would it be a waste?
Even If i knew my place should i leave it there?
Should i give up,
Or should i just keep chasing pavements?
Even if it leads nowhere”











