Archive for April, 2008
Mayıs’ın 1′i
Tuesday, April 29th, 2008Emekçinin bayramının, son iki hafta içinde nasıl da sadece ilkokul çocuklarının evden getirdikleri kuruyemişleri sergilediği Yerli Malı Haftası’na döndürüldüğünü öfkelenerek izledik. İşçilerin, çırakların, kalfaların, ustaların ve memurların bayramını yalnızca uslu yandaşlarının layıkıyla kutladığı bir bayram olarak görmek isteyen AKP’nin, bayramı zehir etmek ve de emekçiye hergünü zehir etmek için başvurmadığı yol kalmadı.
CHP, Baykal’a ek-can verme telaşındaydı, ülkenin 80 bilmem kaç vilayeti GeSe-FeBe derbisindeydi, bize kalan sönük 1 Mayıs marşı oldu.
Neyse, umudumuzu kesmeyelim yurdumuzdan.
Jack’s
Tuesday, April 29th, 2008Gelse O Şuh …
Sunday, April 27th, 2008Vize Arası
Sunday, April 27th, 2008Girelim İlk Altıya …
Saturday, April 26th, 2008Zor ama hala umut var.
Sabah
Saturday, April 26th, 2008
Güç düğmesi… Önce mavi ledleri gör, sonra XP logosunu… Şifreni gir, masaüstü bıraktığın gibiyse devam…
Hala arkadaş listende mi kontrolü, hala yazdıklarına yanıt vermemiş mi kontrolü, hala yalnız mı kontrolü… Sırayla.
İletileri okuma, silme ve yanıtlama zamanı. Küçük not defterini aranma, bu deftere aynı renk kalemle yazma sözünü verme süreci. Küçük “deja vu”ları atla.
Telefonuna bak, kimler aramış, neden aramış olabilirler anımsa. Düşünürken git yüzünü yıka. Yüzünü yıkarken ne giyeceksin onu düşün. Düşünürken aynaya bak, sivilce ve sakal kontrolü.
Hızla giyin, hızla kahvaltı et. Yavaşça dişini fırçala, download durumuna bak, gece aklına gelenleri kuyruğa ekle, ortalama indirme süresini kabaca hesapla, bu hesaptan zevk duy.
Çantaya güneş gözlüğünü de at. Saate bak, araba mı, ESHOT mu? Karar ver.
Merdivenden in.
Enik
Friday, April 25th, 2008Nereye? Neyle?
Friday, April 25th, 2008Hakan Şükür iyi niyetli olabilir mi? Bence olamaz. Yaptığı bir güç denemesiydi, gösterisine dönüştü. En basitinden istavroz çıkaran yabancı topçular örneği ile savunuldu. Hazırmış cephaneler gibi geldi bana. Şükür’den yobazlaşma konusunda çok ileride olan TVlerin spor servislerinden herhangi bir karşı çıkış beklemiyordum zaten. Hatırlanması gerekirse/istenirse, hatırlanacak bir çok olay var aslında. 2000′lerdeki jeep tartışması, Anıtkabir’e gitmeme kararı ve imam krizi. Yani bir yandan peygambere/peygamberlere yakıştırılmayan maddecilik, diğer yandan peygamberlerden kaynaklı bir hoşgörü çağrısı. Yakışık almıyor.
Şahsen benim hoşgörülü ve terbiyeli olmam için bir peygambere ihtiyacım yok. Bu erdemlerin insanların ortak ölçütleri olduğu ve gayet de aile içinde öğretilebilir olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında elbet bilge kişilerin, seçilmiş insanların öğütleri alınabilir.
Sorun biraz da, dinin yayılması için alet icat etmekten kaynaklanıyor. “Jesus Camp” diye bir belgesel vardı. Evanjelizm’in nasıl bir ortaçağ hükümranlığına döndüğünü anlatıyordu. Oyuncak bebekler kürtaj-karşıtı nesneye döndürülmüş, metin olmak çileyi çekmekle eşdeğer tutulup, karşı gelmek unutturulmuştu. Ne yazık ki günümüz Sünni-İslam’ında da, insanların saf dini duyguları, devlet-ticaret-tarikat üçgeninde dik olmayan eşit açılara dönüştürülüyor. Bizden bir gıdım az dindar olamazsın diktası bu. Oysa ki, bu ülkede kıtır kıtır dininden edilenler var, dan diye dini yüzünden öldürülenler var ve bunları ben öldürmedim. Ağızlarda tekbir ile insan yakanlar var, şimdi kebap yeniyor o yerlerde.
Bu sabah, cuma olduğundan mıdır yoksa Kutlu Doğum Haftası yaftası yüzünden midir, TV’deki din adına hezeyanları sayalım bir de;
- Türbede dua edip hamile kalan kadın, doğurduğu çocuğa orada yatanın ismini vermezse o çocuk ölür mü?
- Kendisini kocasına affettirmeyen kadının namazı kabul olur mu?
- Hacla ilgili saçma bir soru
Ülkenin gittiği yön düşünüldükçe, Hakan Şükür’ün hoşgörü çağrısı, yapay bir haftanın, halklığını unutan bir toplumun muhafazakarlaşmasının kör edici bayrağı oluyor.
Özgürlüğe koşan insanlar olsak, oluversek. Çok zor mu?
Yıpranma
Thursday, April 24th, 2008
3. Genç Akademi’deydim. Ankara havası soludum biraz. Açlışı oturumunda şunu gördüm; bu AKP’nin de gençler için yeni sözler söylemeye heves etmeyeceği ve kadrolaşmanın hızla artarak devam ettiği. Aslında bakmaya çalıştığım mevkilerdeki başarımlardır ama böylesi hızlı tırmanışlar da iç bulandırıyor.
AKP’nin bizden neler götürdüğünü ancak 10 yıl sonra anlayabileceğiz. Bu yıpratmayı onarabilecek olan soldur. Partizanlık düzeyinde değil, çalışkanlık ve halkçılık düzeyinde bir sol gelişmeli.
Neyse, Perinçek’e de sol diyorlar.




















